Covid-19 salgınına karşı kahraman sağlıkçılar
Bu makalenin en son gözden geçirilme tarihi
Bu makalenin en son değiştirilme tarihi 8 Mayıs 2020.

PANDEMİ GEZEGENİNE DÜŞMÜŞ BİR BİYOKİMYA UZMANININ HİKAYESİ

Uzm.Dr.Nahide Ekici Günay

Tıbbi Biyokimya Uzmanı

Kayseri Şehir Eğitim ve Araştırma Hastanesi

 

Herşey 2020 Mart ayının başında laboratuvar onay sistemimize düşen hasta tanılarının değişmesiyle başladı: “Şüpheli damlacık enfeksiyonu, viral bronkopnömoni”. Dramatik şekilde birbirinin kopyası olan biyokimya test istemleri ve sonuçları… Yüksek kas enzimleri, yüksek C- reaktif protein düzeyleri, yüksek sensitif troponinler ve lenfopeni. Çok değil ikinci hafta bu poliklinik tanıları ve istemleri yoğun bakım servislerinden de gelmeye başladı. Üçüncü haftaya gelindiğinde ise poliklinik ve servisler artık ismi konmuş olan yeni COVİD-19 hastalarıyla dolmuştu.

Bir ay bile geçmeden, biyokimya uzmanı olarak, bu ölümcül salgın hastalığa düçar hastaların laboratuvar test sonuçlarını çalışıp onaylarken dahi ürktüğümüz işimiz yerini; 24 saat süren ardışık nöbetler, enfeksiyon hastalıkları, göğüs hastalıkları ve diğer tüm konsültasyon branş uzmanları ile birlikte salgın servislerinde yatan hastaların muayeneleri, takibi, ilaç düzenlemesi ve hasta başı testlerine bıraktı. Aktif olarak kullanmaya başladığımız hasta modüllerinin bilgisayar yazılımları bile laboratuvarda kullandıklarımızdan farklı... Normalde yazılımları öğrenmek bile bir ay sürerdi, ama bir gün içinde yazılımın içindeyiz şimdi…

Biyokimya gezegeninin bildiğimiz mavi sularında kulaç atarken bir anda, Corona gezegeninin atmosferinde burnumuzu kapatarak nefes almaya çalışan ve bir yudum suya gün bitiminde ulaşabilen savaşçı askerler olmuştuk. En ön safta ve en hazırlıksız halimizle yıllardır uzağında kaldığımız klinik hekimliğine dönüş yapmaktı bizden istenen - ki 26 küsur hekim ve 16 yılı aşkın biyokimya uzmanı olduğumu söylersem umarım durumumu daha iyi ifade etmiş olurum. Yapılması gereken ne varsa kusursuz şekilde yerine getirmeye çalışıyordum…sorgusuz teslimiyet, sınırsız fiziki güç harcamak ve literatürdeki her bilgiyi takip etmek. Sorumluluk alanım birden çok değişmişti. Tamamen uzağında kaldığımız farklı bir alanda, bize teslim edilen hastaların hayatıydı… Yük, o güne kadar yapmadığım bir hizmet şekli ile, emanet edilen insanların hayatı kadar ağırdı yani… Hastaları eve geldiğimde merak ediyor olmak. Telefonda hasta yakınlarına günlük olarak bilgi verirken, hasta yakını ile birlikte ağlamak… Evet bu da oldu. Kalbimin gücü yetmedi, duygularım şelale oldu aktı, kendimi tutamadım, itiraf ediyorum… Düşünün hasta yakınısınız, telefonda sizinle ağlayan bir doktora nasıl güvenirsiniz ki; ama onlar güvendiler, anladılar. Bu durum hem bir hekim hem de bir biyokimya uzmanı olarak hastalık karşısında çaresizliğimin gözyaşı hali idi sonuçta…

Ve bize… ve ailelerimize… Kendinizi koruyun dendi… Corona gezegeninde, astronot kıyafetlerinizle, hastalarınızla etkileşimde bulunun ve hastalarınız da sizi bizzat tanısın dendi. İyi ama nasıl? Oysa aynada baktığımda kendimi tanıyamayan ben, astronot giysileri içinde kendimi hastalarıma nasıl tanıtacaktım? Ya vizit sırasında astronot giysili insanlar işaret edilerek “bu doktoru tanıyor musun” şeklinde soru sorulan ve kendini bile tanıyamayacak durumda olan hastalar nasıl yanıt verecekti?

Ve biz… Bulaş riskinin çok yüksek ve çok kolay olduğu söylenen bu zerreye, bu daha fazla ne yapabileceği bilinmeyen, sanki uzaydan gelmiş gibi yabancı olan bu güce karşı durmaya çalışan biz… Hasta bedenine dokunmayı tıp fakültesindeki dahiliye stajından, tomografi okumayı radyoloji stajından hatırlayan; bir taraftanda salgın tanısında gerekecek eski/yeni testleri düzenleyen, çalışılan testlerin uygulanan tedavilerden etkilenip etkilenmediğini kontrol eden, test duyarlılığını yorumlayan biz… Biyokimya uzmanları…

Ve biz… Hepsinin üzerine kendimizi enfeksiyondan korumak için ailelerimize söz vererek evin kapısından çıkan, yemeğini mutfağa tezgaha bırakıp, çocuklarının üzerine kapıyı kilitleyip nöbete giden biz… Hele her iki ebeveyni de sağlık çalışanı olan çocukların yaşadığı boşluk, mahrumiyet, temassız yaşam mecburiyeti… Parmak kadar bezli bebeklerin videolarında bile “dışayda koyona var, evde kayın”, “koyona var, bana yakın duymayın” denilirken görünürde sevimli, oysa derin, acıklı cümleler… Bir saat önce hastasına dokunduğu için evdeki çocuğuna kapıdan bile dokunamayan savaşçılar… Kendi enfekte durumunu bilmeyen, biraz ürkmüş, biraz acemi, ama bir o kadar cesur ve gözü kara. Savaşın ön saflarında yer alan erler… Bizler, hastanenin biyokimya uzmanları yani…

Onbeşinci gezegen gününde dudağımda çıkan devasa uçuğum… Uçuğun iyi tarafı maske sürekli takıldığı için hiçbir estetik kaygısı olmaması. Sadece acıdı, içten içe çok acıdı… Bu hafta ilaç yükleme tedavisine başladı dermatolog arkadaşım, işe yarayacağını umuyorum. O kadar çok kişi bana kendine dikkat et, moralini bozma, bağışıklığını yüksek tut diye önermişti ki oysa… Ben önemsemedim ama bedenim önemsemiş demek ki…

Her nöbet çıkışında, yolları ambulanslar ve cenaze nakil araçları ile paylaşmak… Bu hali görerek, bir bilen ve işin içindeki bir sağlıkçı olarak birşey söylemeniz için gözünüzün içene bakan insanlara iyilik mesajları verme gerekliliğinin yükü… Nöbetin nasıl geçti diye soran eşine, çocuğuna, başka şehirde tek başına yaşayan ve o hali ile seni merak eden yaşlı annene, sadece “iyiydi” diyerek onları telaşlandırmamaya çalışmanın yükü...

Yüzde 60 oksijen saturasyonu ile Mehmet amcayı yoğun bakıma gönderirken nasılsın soruma “bugüne şükür” dediğini duyduktan sonra, astsubay oğluna babasının durumunun kötüleştiğini haber verirken ağladığımı belli etmemek…Soranlara “iyiyim” demek… Bu, sahtecilik barındıran söz, öz motivasyonumu artırma çabası idi sadece… iyi değildim ve halen de iyi değilim aslında…

Bu arada lavabo ihtiyacı inanılmaz derecede azaldı. Astronot giysileri su itrahını iyi sağlıyor, terlemek nimet yani.  Zaten su içmek için açıkta kalan bir ağız da olmayınca nimet üstü nimet. Daha önce kullanmayı hiç sevmediğim ter emici iç giysiler daha sıcak tutup fazladan terlemeye sebep olsa da şu anda işe yarıyor. 

Bugün bayram… 23 Nisan mutlu çocukların bayramı, ulusal egemenlik ve çocuk bayramı… Çocukların bu virüsten etkilenmemesi de bu bayramın süsü olsun, buna seviniyorum, çocukların hastalığına daha çok üzülüyorum, dayanamıyorum çünkü…

Bir yıl gibi geçen bu son bir aya rağmen, taburcu olan her hasta, bu gezegende ayaklarında ağırlıklar ile yerçekimine karşı yürümeye çalışan biz uzay giysili biyokimyacı astronotların mutluluğu oluyor.

Dileğim, yakın gelecekte biz biyokimyacılar, kendi gezegenininde gezen, kendi bilimsel çalışmalarına dönebilmiş kişiler olarak cihazlarımızın başında hasta sonuçlarını, kalite kontrol sonuçlarını yorumlayan uzmanlar olalım...

Hayalim odur ki, bir sabah kalkacağız ve tüm uykusuz gecelerimiz, tüm acemi uzay yürüyüşlerimiz torunlarımıza anlatacağımız yaşanmış hikayeler olacak…